15 Şubat 2011 Salı

“Biz değilmişiz ikiyi bir eden…”



Biz daha tek iken sığamamışız bedenlerimize, ikiyken bir olmakta ne haddimize! Sustuğunda anladım gitmeme dünden razı oluşunu. Belki de çok önceden dilenmiş bir fiildi gidişim, senin dilediğin.
Benim içimi kavuran aşk; sana soba olmuş, yalnız üşüdüğünde gelip ellerini uzattığın. Benim hiç yüksünmeden her seferinde sabırla ısıttığım. O eller aslında en büyük yangınmış. Hani tutmasam, yanmazmışım. Ben seni sayıklarken uykusuz gecelerde, adını anlamını yitirmiş halde buluyorum dilimde.
Aşk, herkese eşit vuruyor. Mesela; benim acım yüzümden okunur, her şeye birebir şahit olmuşluğumdan. Bana sırtını dönüyorsa aşk, senin mutlu olmanı istemiş olmamdan… Seni mutlu edemeyeceğimden değil yanımda olmayışın, senin adına mutluluk verdiğin acından! Gitmeler gereklidir çoğu zaman.
İnanmak aşk’ın kanında var!
Dönüşlerde hep, pişmanlıklarla dolu çantalar... Dayanamadım geldim dediğin de; sevdiğinin yüzüne bakıp aşk’a sövmektir, sevmek.
Aşk tamda orda vurur adamı işte! Bunu, ya bir tokat ya da sımsıkı sarılışla noktalar. Bunlardan birini yapamıyorsan, acizlik değildir içinde bulunduğun. “Aşk’tır…”
“Ve affetmemektir, aşk’sa aslolan. “
Sonrasında nefessiz kalmak yada baştan başlamak. Neyi seçersen seç, affını veremediğin aşk’a dönüşür yaşanan. Çünkü, sayfa temiz olmayınca yazılanlar hep karalama…

E/S

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder